Bölüm 2 / 9 · James Allen (1903), Japa Kalyan çevirisi
Düşüncenin Koşullara Etkisi (1): Zihin Bahçesi
🎧 Sesli okuma kaydı eklenecek. Okurken 432 Hz ambiyansı açabilirsin.
İnsanın zihni bir bahçeye benzetilebilir; akıllıca işlenebilir ya da kendi hâline bırakılabilir. Ama işlense de ihmal edilse de mutlaka bir şeyler yetiştirir. İçine faydalı tohumlar ekilmezse, işe yaramaz yabani ot tohumları bolca düşer ve kendi türlerini üretmeyi sürdürür.
Bir bahçıvan toprağını işler, yabani otlardan temizler ve istediği çiçekleri, meyveleri yetiştirir; insan da zihninin bahçesine böyle bakabilir: Yanlış, işe yaramaz ve kirli düşünceleri ayıklayıp doğru, faydalı ve temiz düşüncelerin çiçeklerini ve meyvelerini olgunluğa doğru büyütebilir. Bu yolu izleyen insan er ya da geç ruhunun usta bahçıvanı, hayatının yöneticisi olduğunu keşfeder. Ayrıca düşüncenin yasalarını kendi içinde ortaya çıkarır ve düşünce güçlerinin ve zihnin unsurlarının karakterini, koşullarını ve kaderini nasıl biçimlendirdiğini giderek daha açık anlar.
Düşünce ve karakter birdir. Karakter ancak çevre ve koşullar aracılığıyla görünür hâle gelip kendini keşfedebildiği için, bir insanın hayatının dış koşulları her zaman iç hâliyle uyum içinde bulunur. Bu, bir insanın herhangi bir andaki koşullarının onun bütün karakterini gösterdiği anlamına gelmez; o koşulların, içindeki hayati bir düşünce unsuruyla öyle sıkı bağlı olduğu anlamına gelir ki şimdilik gelişimi için vazgeçilmezdirler.
Her insan, varlığının yasası gereği bulunduğu yerdedir; karakterine işlediği düşünceler onu oraya getirmiştir. Hayatının düzeninde tesadüf diye bir unsur yoktur; her şey yanılmayan bir yasanın sonucudur. Bu, çevresiyle "uyumsuz" hissedenler için de, çevresinden memnun olanlar için de aynı ölçüde doğrudur.
İlerleyen ve gelişen bir varlık olarak insan, öğrenmek ve büyümek için bulunduğu yerdedir; bir koşulun kendisi için taşıdığı manevi dersi öğrendikçe o koşul geçer ve yerini başka koşullara bırakır.
İnsan kendini dış koşulların bir ürünü sandığı sürece koşulların savurduğu bir varlıktır; ama yaratıcı bir güç olduğunu, koşulların içinden filizlendiği gizli toprağa ve tohumlara söz geçirebileceğini fark ettiğinde kendinin gerçek efendisi olur.
Koşulların düşünceden doğduğunu, bir süre öz-denetim ve iç arınma pratiği yapmış herkes bilir; çünkü koşullarındaki değişimin, zihinsel hâlindeki değişimle tam orantılı olduğunu görmüştür. Bu öylesine doğrudur ki, bir insan karakterindeki kusurları düzeltmeye içtenlikle koyulup hızlı ve belirgin bir ilerleme kaydettiğinde, birbiri ardına gelen iniş çıkışlardan hızla geçer.
Ruh, gizlice barındırdığı şeyi; sevdiğini ve aynı zamanda korktuğunu kendine çeker. Beslediği yüce özlemlerin zirvesine ulaşır; terbiye edilmemiş arzularının seviyesine düşer. Koşullar, ruhun kendine ait olanı teslim aldığı araçlardır.
Zihne ekilen ya da düşmesine izin verilen ve orada kök salan her düşünce tohumu kendi türünü üretir; er ya da geç eyleme dönüşerek çiçeklenir ve kendi fırsat ve koşul meyvesini verir. İyi düşünceler iyi, kötü düşünceler kötü meyve verir.
Koşulların dış dünyası kendini düşüncenin iç dünyasına göre biçimlendirir; hem hoş hem nahoş dış koşullar, kişinin nihai iyiliğine hizmet eden etkenlerdir. Kendi hasadının biçicisi olarak insan hem acıdan hem mutluluktan öğrenir.
İnsan, kendine hükmetmesine izin verdiği en derin arzuları, özlemleri ve düşünceleri izleyerek (ister bulanık hayallerin peşinden koşsun, ister güçlü ve yüce bir çabanın ana yolunda kararlılıkla yürüsün) sonunda onların meyvesine ve gerçekleşmesine hayatının dış koşullarında ulaşır. Büyüme ve uyum yasaları her yerde geçerlidir.
Bir insan yoksulluğa ya da hapse kaderin veya koşulların zorbalığıyla değil, alçak düşüncelerin ve aşağı arzuların yolundan gider. Temiz yürekli bir insan da yalnızca dışarıdan gelen bir baskıyla birden suça düşmez; suç düşüncesi uzun zamandır yürekte gizlice beslenmiştir ve fırsat anı yalnızca birikmiş gücünü ortaya çıkarır. Koşullar insanı yaratmaz; onu kendine gösterir. Kötü eğilimler olmadan kötülüğe ve onun acılarına düşmek, erdemli özlemleri sürekli beslemeden erdeme ve onun saf mutluluğuna yükselmek mümkün değildir. Bu yüzden düşüncenin hâkimi ve efendisi olarak insan kendinin yapıcısı, çevresinin biçimlendiricisi ve yazarıdır. Ruh daha doğarken kendine ait olana gelir ve dünyadaki yolculuğunun her adımında, kendini ortaya koyan, kendi saflığını ve kirini, gücünü ve zayıflığını yansıtan koşul bileşimlerini kendine çeker.
İnsanlar istedikleri şeyi değil, oldukları şeyi çekerler. Gelip geçici hevesleri, hayalleri ve hırsları her adımda engellenir; ama en derin düşünceleri ve arzuları, kirli ya da temiz, kendi besinleriyle beslenir. Kaderimizi biçimlendiren ilahi güç bizim içimizdedir; o bizim ta kendimizdir. İnsanı yalnızca kendisi zincire vurur. Düşünce ve eylem kaderin gardiyanlarıdır — alçak olduklarında hapsederler; aynı zamanda özgürlüğün melekleridir — soylu olduklarında özgür kılarlar. İnsan dilediğini ve dua ettiğini değil, hak ederek kazandığını alır. Dilekleri ve duaları ancak düşünceleri ve eylemleriyle uyum içinde olduğunda karşılık bulur.